Sendika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sendika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Endüstri 4.0 ve Sendikalar

Türk Metal Sendikası ve Uludağ Üniversitesi'nin 3 - 6 Mayıs 2018 tarihleri arasında düzenledikleri "5. Akademek - Söz Çalışma Ekonomisi Öğrencilerinde Kurultayı"na katıldım. Kurultayın ana tartışma konusu bu yazının başlığını oluşturan "Endüstri 4.0 ve Sendikalar" olarak belirlenmiş ve Türkiye'nin dört bir yanından gelen Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri öğrencileri bu konuda sunumlar hazırlamışlar. Aslında Endüstri 4.0'ı tartışmanın bile erken olduğu bir ortamda bu konunun sendikalarla olan ilişkisine yönelik yapılan çalışmalar haliyle hayali birer literatür taramasından öteye geçememiş.

Her ne kadar Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri öğrencileri arasında sendikal farkındalığı artırmaya yönelik güzel bir organizasyon olsa da bu sene seçilen konu kurultayın biraz istenen sonucu verememesine neden oldu. Son zamanlarda her yerde duyduğumuz ve "geleceğe hazırlanın" sloganlarıyla teknoloji liselerinin reklamlarında sürekli karşımıza çıkan bu Endüstri 4.0 nedir ona biraz değinelim ardından kurultayın neden istenen sonucu vermediğine ilişkin fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.


Nedir bu Endüstri 4.0? Yeni bir çağ başlıyor artık. Bilgi çağı adını verdiğimiz bu çağ için aslında 2000'li yılların başında konuşulmaya başlanmıştı. Hatırlarsınız. Windows 95, Windows XP'nin olduğu, internet kafelerde GTA Vice City ve GTA III oynadığımız dönemler. Counter Strike'daki karakterler bile piksel pikseldi o zamanlar. Daha o zaman günümüzdeki teknolojinin zerresi yokken bilgi çağına geçtik deniliyorsa şimdi hangi çağdayız diye de düşünmüyor değilim hani. Neyse lafı fazla uzatmadan Endüstri 4.0 olarak adlandırdığımız yeni endüstri teknolojisi özünde otomasyon sisteminin temel noktası olarak görülmektedir. Yani artık üretim sisteminde hiçbir şekilde insan gücünün/emeğinin kullanılmadığı tamamen makineler ile üretimin gerçekleştirilmesi sürecidir. Endüstri 4.0 ile sadece üretim değil hizmet sektöründe dahi akıllı sistemlerin kullanılması planlanmaktadır. Buna en güzel örnek olarak Amazon'un ve Philips'in şimdilik test amaçlı kurmuş oldukları içinde hiçbir insanın çalışmadığı marketleri örnek verebiliriz. Aşağıdaki videoda da göreceğiniz üzere stok yönetiminden ürünlerin satılmasına kadar tüm süreçler otomasyon sisteminin bir parçası...

Peki Endüstri 4.0 ile çalışmakta olan vasıfsız çalışanlar olarak adlandırdığımız herhangi zanaat ile uğraşmayan ve el becerisi olmayan insanlar ne olacak? Bu da hükümetlerin ve devletlerin yönlendirmesine ve yeni çağa ayak uydurmasına dayanan bir durum. Eğer devletler Endüstri 4.0'a ilişkin yeni reformlar geliştirmezlerse birçok insan işsiz kalacak.

Peki sendikalar bu konuda bir şey yapamazlar mı? Zamanında Cem Davran ve Hande Ataizi'nin başrollerini paylaştığı Ruhsar dizisini hatırlayanlarınız vardır. O diziden aklımda kalan karakterlerden birisi de reklam firmasının sahibi Önder Bey'dir. Çalışanlarını grev yapmadıkları için azarlayan bir patrondu. Şimdi nerede öyle işveren? Bize Önder Bey gibi patronlar gerek dostlar... Her ne kadar kapital düzen içerisinde kendine bir yer edinmiş olsa da çalıştırdığı işçinin emeğini göz ardı etmeyen sonuna kadar hakkını veren patronlar lazım. Yoksa ekonomi politikalarını bile işverenlere göre yapan hükümetler olduğu sürece sendikaların yapabilecekleri şeyler kısıtlı. Örnek vermek gerekirse; Türkiye'de sendikalaşma oranı 2018 yılı Ocak ayına göre %12,38 ve toplu iş sözleşmesinden yararlanma oranı ise tahmini olarak %5 ila %6 arasında. Ancak Belçika'da 2018 yılında sendikalaşma oranı %54,2 iken toplu iş sözleşmesinden yararlanma oranı %99,2. Yani 11 milyon nüfusu olan Belçika, 4-5 milyon işçisine bizden çok daha fazla önem veriyor. Toplam 15 milyon işçimizin 1.5 milyonu sendikalı iken Belçika'nın 5 milyon işçisinin 2.7 milyonu sendikalı.

Kısaca demek istediğim sendikalar örgütlenme konusunda bir doyum noktasına ulaşamamışken Endüstri 4.0'a ayak uydurmaları uzak bir hedef olarak karşımıza çıkıyor. Sendikaların Endüstri 4.0'a uyum sağlamasından önce örgütlenme üzerinde ne denli etkili olabileceklerine yönelik stratejiler geliştirerek bu konu da çalışmalar yürütmeleri gerekmektedir.

8 Eylül 2017 Cuma

İşçi Grevlerine Bakışımız

İzmir'de faaliyet gösteren İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İzdeniz A.Ş. çalışanlarının yaptığı grevden sonra gördüm ki işçi grevlerine bakış açımız oldukça ilginç... Siyasete oldukça düşkün olan vatandaşlarımız her konuda olduğu gibi işçilerin yürüttüğü hak mücadelelerine yine siyaseti işin içine katmayı başardılar. Bu yüzden öncelikle grev hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

İzdeniz çalışanları, üyesi oldukları sendika ile İzdeniz arasında yapılan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinden sonuç alamayınca son çare olarak grev kararı almış ve 23 gün boyunca hak mücadelesi vermişlerdir. Ancak bu hak mücadelelerini, sadece işverene karşı değil aynı zamanda bu hak mücadelesinde desteklerini bekledikleri halktan aldıkları tepkiye karşı da verdiler.


Aslında halkın tepki vermesi bir yere kadar normal karşılanabilir. Ancak bir yerden sonra greve karşı olan tepkinin üstüne siyasi konuşmalarda eklenince grevi işçiler için zorlaştıran bir etken haline geliyor ne yazık ki. Bir hak mücadelesi olan işçi grevlerinin hiçbir siyasi amacı yoktur öncelikle bilinmesi gereken budur. Ancak nedense biz bunları bir türlü anlayamıyor ya da anlamak istemiyoruz.

Bu yüzden halk olarak işçi grevlerine her zaman bir önyargıyla yaklaşıyoruz. Çünkü işçi grevleri olursa hizmet almamız ya gecikiyor ya da engelleniyor. Ancak şunu bilmiyoruz ki bu grevi yapanlarda eğer grev yapmazlarsa bizim yararlandığımız hizmetlerden kendileri yararlanamayacaklar. Hep kendimizi düşünerek tepki gösterdiğimiz insanlar grevde yer almazlarsa hem yasal sorunlarla karşı karşıya kalacaklar hem de ekonomik sorunlarının yanı sıra diğer işçi arkadaşlarını da yalnız bırakmış olacak. Bir işyerinde işçilerin birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri ve sendikalı olmaları, işveren ile işçi arasındaki dengesizliği gidereceği gibi insan onuruna yakışır iş dediğimiz insanca yaşamanın gereklerini yerine getirebilecek çalışma ortamı ve ücret dengesini de sağlayacaktır.

18 Nisan 2017 Salı

İşsizler Sendikası (UCubed)

15 Ocak 2010 tarihinde Amerika'da ortaya çıkan ve "İş istiyoruz ve hemen istiyoruz!" sloganıyla kısa sürede Amerika'nın geneline yayılan UCubed (İşsizler Sendikası), 2008'deki Mortgate krizi sonrasında işsiz kalanları örgütlemek amacıyla kuruldu. Sendikanın kurucularından James Bontempo, 2010 yılının Ağustos ayında 12 milyon üyeye ulaştıklarını açıkladı. 


Özellikle çok büyü bir kitleye çok kısa bir sürede ulaşan UCubed, bu başarısını "İş Aktivisti" adını verdiği temsilcilerinin hemen her mahallede kendisi gibi işsiz kalanları etrafında toplamasına borçlu olduğu bir gerçek... Özellikle örgütlenme sürecinde hükümetin ve kamuoyunun dikkatini çekmek için belli aralıklarla bildiriler yayınlayarak kamuoyunda önemli bir algı oluşturmuşlardır. 10 maddeden oluşan en temel ve ilk bildirilerini;

1- İş                      
2- İş                
3- İş                
4- Yiyecek       
5- Barınma       
6- Sağlık Hizmetleri
7- Otomobil
8-TV/İnternet
9- Alkol veya marihuana   
10- İş, İş, İş!

şeklinde yayınlayarak önemli bir algı oluşturmuşlardır. Bu oluşturdukları algılar sayesinde özellikle Barack Obama'nın seçim çalışmalarında da UCubed isteklerine yer vermesi örgütlenmelerinin amacına ulaştıklarını söylemek mümkün. 

Aslında gördüğüm kadarıyla UCubed sadece bir işsizler örgütünden çok psikolojik destekte sağlayan bir oluşum olma özelliğine sahip. Şöyle ki, internet siteleri üzerinden işsiz kalan kişilerin kendi hikayelerini diğer işsiz kişilerle paylaştıkları ve psikolojik olarak destek alabildikleri görülmektedir. Her ne kadar güncel olarak bir veri edinememiş olsam da Youtube'da aşağıdaki videoyu buldum. Video da genel olarak UCubed hareketinin ne olduğundan bahsediyor. 


Daha detaylı bilgiye ise Çalışma Dünyası Dergisi'nde Özlem Kuşlu'nun yazmış olduğu makaleden ulaşabilirsiniz. Makaleye ulaşmak için burayı tıklayabilirsiniz.

6 Nisan 2017 Perşembe

İLO 154 Sayılı Toplu Sözleşme Konvensiyonu

Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) tarafından 1981 yılında Cenevre yapılan 67. Uluslararası Çalışma Konferansı'nda oluşturulan ve toplamda 45 ülke tarafından İLO 154 Sayılı Toplu Sözleşme Konvensiyonu'nu Türkiye henüz kabul etmediği için Türkçe bir metni bulunmamaktadır.


İLO ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından düzenlenen ve "Çalışma Hayatı'nda Sosyal Diyaloğun Geliştirilmesi Projesi" kapsamında Türkiye'deki sosyal taraflar olan konfederasyonlar ve bağlı sendikalara kurumsal kapasitelerinin artırılması, örgütlenme özgürlüğü, toplu pazarlık ve sosyal diyalog konularıyla alakalı 10 - 11 Nisan 2017 tarihlerinde İLO Ankara Ofisinde toplantı yapılacak. Toplantı kapsamında 87, 98, 135, 144, 151 ve 154 sayılı İLO Sözleşmeleri hakkında bilgi verilecek. Bu sözleşmelerden 87 Sayılı Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması Sözleşmesi, 98 Sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi, 135 Sayılı İşçi Temsilcileri Sözleşmesi, 144 Sayılı Üçlü Danışma Sözleşmesi ve 151 Sayılı Çalışma İlişkileri (Kamu Hizmeti) Sözleşmesi Türkiye tarafından kabul edildiği için Türkçe metinlerine erişmek mümkün. Ancak 154 Sayılı Toplu Sözleşme Konvensiyonu hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Bu yüzden bende 154 Sayılı sözleşmeyi Türkçe'ye çevirdim. Türkçe metni aşağıda görebilirsiniz ayrıca orjinal ingilizce metne ulaşmak için de burayı tıklamanız yeterli olacaktır.

Lütfen gördüğünüz hatalı yerleri yorum atarak yada iletişim sayfası üzerinden bana bildiriniz.

4 Nisan 2017 Salı

Tümtis Grev Kararı Aldı

TÜV-TÜRK'e bağlı Tem-Kocaeli Araç Muayene İstasyonlarında çalışan işçilerin, Tüm Taşıma İşçileri Sendikası'na (TÜMTİS) üye olmaları ve 48 işçinin işten çıkarılmasıyla 2014 yılında başlatılan hukuki mücadeleyi kazanan TÜMTİS, toplu sözleşme masasından grev kararıyla kalktı.


3 Nisan 2017 itibariyle Gebze, Gölcük ve Köseköy olmak üzere 3 farklı işyerinde grev kararı alan TÜMTİS, işyerlerine grev pankartı astı. Basın açıklaması yapan TÜMTİS Genel Örgütlenme Sekreteri Muharrem Yıldırım açıklamasında "Bugün işverenin, yasa tanımaz, kanunları hiçe sayan keyfi tutumundan dolayı burada grev aşamasına gelinmiştir” diyen Genel Örgütlenme Sekreteri Muharrem Yıldırım konuşmasını şu sözlerle sürdürdü; “Bu işyerinde 2014 yılında başlattığımız örgütlenme çalışmasında işveren, çalışanların sendika hakkına saygı göstermek yerine üyelerimize baskı uygulayarak sendikadan vazgeçirmeye çalıştı. İşveren, önce 6 işçiyi işten çıkardı, üyelerimizin kararlı duruşu karşısında ise yeniden işçi kıyımına girişti. Toplam 48 üyemizi işten çıkardı ancak açtığımız işe iade davalarında mahkemeler sendikamızı ve işçileri haklı buldu.” dedi.

Sendikal örgütlenmenin yasal bir özgürlük olduğu, gerek Anayasa'mızda gerekse 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nda da güvence altına alındığı bilinmektedir. Temel insan hakları arasında da bulunan sendikalara üye olmayı engellemenin hiçbir mantığı olmamakla birlikte engellemeye çalışmak dahi suç sayılmalıdır.

23 Eylül 2016 Cuma

Türkiye'de Sendikacılık Neden Gelişmiyor?

Başlık açık ve gayet net, "Türkiye'de Sendikacılık Neden Gelişmiyor ve Neden Hep Arka Planda Tutuluyor?"... Gelelim benim cevabıma, bir sendika çalışanı ve yeni mezun bir  Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri mezunu olarak benim gördüğüm ne yazık ki sendikalar kendini geliştirmekten aciz ve yöneticileri zaptetmek imkansız. Sonuçta o adamda öyle bir düşünce var ki "her şeyi yapabilirim" diyerek hareket ediyor. Seçimler demokratik bir toplumun ve o toplumun verdiği demokratik kararın en önemli göstergesidir. İşçi topluluklarının da sendika genel kurullarında yaptıkları bu seçimler sendikaların demokratik olmasının gerektiğine yönelik bir işarettir. Ancak bu demokratikliği, diktatörlüğe giden bir yol olarak algılayan bir çok sendika yöneticisi bulunmaktadır. Bunun örneklerine çok fazla rastlıyoruz hem geçmişe baktığımızda hem de günümüzde... Nasıl mı? Başına kayyum atanan, yolsuzluk soruşturması başlatılan ya da yapılan, mahkemede yargılanan sendikalar ve yöneticilerine baktığımızda gerek günümüzde gerekse geçmişte bunlardan çok fazla olduğunu göreceksiniz.

Şunu söyleyebilirim ki birçok sendikaya gittiğiniz zaman karşılaşacağınız manzara aşağı yukarı aynıdır. Bu düzen hiç değişmez. Sendika binasına girdiğinizde öncelikle sendika yöneticileri nereliyse büyük bir ihtimalle sizi ilk karşılayan güvenlikte oralıdır. Ardından yukarı yönetim katına çıktınız ve karşınızda bir sekreter gayet hoş güler yüzlü bir hanımefendi. Ama baktınız o da yöneticilerle aynı memleketin insanı... Yöneticinin yanına girdiniz ve başladınız konuşmaya (tabi yöneticiyi daha önceden tanıyorsanız odaya girebilirsiniz yoksa ya ön bir mülakata girersiniz odacılar ya da sekreter sizi bir inceler nerelisiniz nereden geldiniz sürekli bir soru yağmuruna tutulursunuz) sonrasında bir odacı girdi odaya ve çay getirdi. O da ne bir baktınız ki odacı da yöneticiyle aynı köylü...

Muhabbeti ilerlettiniz eğitime geldi konuşma... Bakın burada şu uyarıyı yapmak isterim. Eğitimli olsun ya da olmasın hiçbir insanı aşağılama ve yerme niyetinde değilim ki bunu yapmak benim haddime değil! Burada anlatmak istediğim mevzu tamamen farklı bir şey... Konuşuyorsunuz bir de baktınız ki yönetici ilk okul mezunu, okuma yazmayı zor çözmüş... Ama adamın bir duruşu var ki sanırsınız yedi tane dil biliyor, profesör olarak ders veriyor. Sonra yönetici tabi sıkılıyor muhabbetten biraz daralıyor ve masasından çıkartıyor bir puro karşınızda çatır çatır içiyor.

Bu adamı işçi seçiyor ve buraya koyuyor. Diyor ki; benim haklarımı işverene karşı savun, senden başka bizi güçlü gösterecek kimse kalmadı. Bu adam seçildiği ilk ay yönetici maaşlarını yükseltiyor ve işçinin verdiği aidatları çatır çatır yiyor. Eğer biraz çapkın bir yapısı varsa o zaman bu aidatları kendisi de yemiyor hee gidiyor metreslerine de yediriyor.

Bakın arkadaşlar burada demek istediğim her sendika yöneticisi para yer, sakın sendikalı olmayın ya da olacaksınız yönetici olun sizde para yiyerek geçinin demiyorum. Benim burada özellikle anlatmak istediğim ülkemizde yaklaşık 50 milyon işçinin bulunduğu bilinen bir gerçek ve bu işçileri tek bir çatı altında toplamak bu sendikaların asli görevi... Bu yöneticiler bırakın sendikaların üye sayılarını yükseltmeyi varolan üyeyi ellerinde zor tutuyorlar.

Şunu dediğinizi duyar gibiyim, "madem o kadar çok biliyorsun, söyle o zaman bu sendikalar nasıl profesyonel olacak?" Şöyle ki sendikaların tüzüklerinin güncellenmesi gerekmekte, 50 yıl öncesinin tüzüğüyle hareket eden sendikalar var günümüzde. Genel kurul seçimlerine girmek için belli bir seviye de eğitim almış olmak gerek maddesi gelmeli bir kere. Bunun yanı sıra daha önce çalıştığı işyerlerindeki sicilinin temiz olup olmadığı da incelenmelidir. Denetim kurullarında bulunan üyelerin düzenli olarak yöneticileri denetime tabi tutması gerekmektedir. Ayrıca bu denetimlerde bağımsız bir muhasebe personelinin de denetim kurulu ile sendika hesaplarını inceleyerek kar zarar analizini çıkarması gerekmektedir. Sendika bünyesinde maaşlı çalışan uzman personelin işin uzmanı ya da Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (ÇEKO) mezunu olması gerekmektedir. Bunun nedeni ise bir ÇEKO öğrencisi üniversiteye girdiği ilk günden bu yana sendikaya yönelik dersler görmekte ve stajını ise genellikle bu çok zorda olsa sendikalarda yapmaktadır. Madem ki profesyonellikten söz ediyoruz günümüzün gelişmelerine rahat ayak uydurabilen dinamik ve öğrenmeye hevesli bir kadronunda oluşması gerekmektedir.

Burada yazdığım her cümlenin arkasında durmakla birlikte, tekrar üzerinde basarak söylüyorum ki işini düzgün yapan gerçekten üyesinin hakkı için gece gündüz demeden çalışan azınlıkta olsa sendikalar bulunmaktadır. Onları bu ithamlardan uzak tutuyor, çalışmalarında başarılarının devamını diliyorum. Desteğim her zaman onlarla...